| DOĞU TÜRKİSTAN
GERÇEĞİ
Harun Yahya
1. BÖLÜM
KOMÜNİZM HALEN ÇİN'DE VARLIĞINI
DEVAM ETTİRİYOR
Mao'nun Kanlı Mirasını Devam Ettiren Çin Yönetimi
Doğu Türkistan'daki Müslüman Soydaşlarımıza Karşı Dini, Etnik
Ve Sosyal Açıdan Büyük Bir Baskı Uygulamayı Sürdürüyor.
Çin, 20. yüzyıla, İngiltere, Fransa, Almanya, Japonya ve
Rusya gibi ülkelerin baskıları altında ezilmiş ve paramparça
olmuş bir imparatorluğun kalıntıları üzerinde girdi. Ülkede
imparatorluk rejimi yıkıldıktan sonra, on yıllar boyunca güçlü
bir merkezi otorite kurulamadı. 1949 yılında iktidara gelen
Komünist Parti ile birlikte ise, Çin kısa sürede büyük bir
korku rejimine dönüştü. Bu dönüşüm sürecinde on milyonlarca
insan söz konusu kanlı ideolojinin baskıcı ve totaliter uygulamaları
nedeniyle hayatını kaybetti. İktidarını ancak şiddetle muhafaza
edebilen ve komünizmin belki de en acımasız ve en vahşi uygulamasını
yürürlüğe koyan Çin Komünist Partisi, tüm Çin halkı için tek
tip bir yaşam ve düşünce tarzı belirledi. Bu dönem boyunca,
komünist iktidarın kurallarına uymayanlar ise acımasızca yok
edildi. (Ayrıntılı bilgi için bknz; Komünizm
Pusuda, Harun Yahya)
Komünist Çin Yönetimi Yaptığı Zulmü Gizlemeye
Çalışıyor
Bugün görünürde komünizmin vahşi uygulamaları sona ermiştir.
Artık insanlar kupon karşılığı yemek almıyor, tek tip giyinmeye
zorlanmıyor, Mao'nun "küçük kırmızı kitabı"nı ezberlemedikleri
için işkence görmüyorlar. Ancak komünist rejimin yeni dünya
düzenine uyarlanan versiyonu tüm acımasızlığıyla hayatta...
Bunun en somut örneği ise Uygurlu Türklerin yaşadığı Doğu
Türkistan'da görülmektedir. Çin'in en batı noktasında yer
alan Doğu Türkistan yaklaşık iki asırdır işgal altındadır
ve özellikle son elli yıldır komünist Çin yönetiminin despot
rejimi altında ezilmektedir. Doğu Türkistan, Çin'in propagandaları
neticesinde dünya kamuoyu tarafından 'Xinjiang' -Sincan- (Çince
"yeni kazanılmış topraklar") olarak tanınmaktadır ve çoğu
insan bu topraklarda yaşanan insanlık dramından habersizdir.
Çünkü Çin Komünist Partisi, Doğu Türkistan'ı, her türlü iletişim
imkanını kısıtlayarak dünyaya kapalı bir bölge haline getirmiştir.
Bu nedenle bölgede yaşanan insanlık dramının tüm boyutları
ile öğrenilmesi engellenmektedir. Oysa nüfusun çoğunluğunu
Uygur kökenli Müslümanların oluşturduğu Doğu Türkistan'da,
Çin Komünist Partisi tarafından, Çin'in hiçbir bölgesinde
yaşanmayan boyutlarda şiddet ve baskı uygulanmaktadır. İşkence,
idam, çalışma kampları, dini baskı Doğu Türkistan'da uzun
yıllardır günlük hayatın bir parçası haline gelmiştir. www.doguturkistan.com
Çin Hükümetinin Hedefi Müslümanları Baskı
Altında Tutmaktır
Müslümanlar sadece dinlerini yaşamak istedikleri için tutuklanmakta,
her türlü ibadetleri engellenmektedir. Bu bölgedeki Müslüman
soydaşlarımız işkenceleri ile ünlü Çin hapishanelerinde aylar,
hatta yıllar boyunca tutulmakta, özgürlük ve demokrasi taleplerini
dile getirdiklerinde ise acımasızca idam edilmektedirler.
Çin'in asimilasyonist politikaları sonucunda da Doğu Türkistan'ın
çoğunluğunu oluşturan Müslümanların, dillerini konuşmaları,
kültürlerini devam ettirmeleri engellenmekte ve hatta diledikleri
kadar çocuk sahibi olmaları bile yasaklamaktadır. Doğu Türkistan'da
yaşayan soydaşlarımıza yapılan tüm bu insanlık dışı muamelenin
tek nedeni Çin hükümetinin komünizme dayalı olarak kurmuş
olduğu oligarşik rejimdir. Bu rejim günümüzde komünist ideolojinin
temelini oluşturan materyalist felsefeye ve Darwinizm'e sıkı
sıkıya bağlıdır. Materyalist felsefe ve sözde bunun bilimsel
temelini teşkil eden Darwinizm, insanları birer hayvan olarak
gören ve hayatın bir tür yaşam mücadelesi olduğunu ve ilerlemenin
sadece çatışma ile sağlanabileceğini öne süren 19 yy. köhne
ideolojileridir. Bu nedenle komünizmin uygulandığı her yerde
savaşı, karışıklığı, haksızlığı ve zulmü görmek mümkündür.
Komünist rejimin neden olduğu bu karanlık ise sadece Allah'ın
emrettiği ahlakın insanlar tarafından kabul edilmesi ve hayata
geçirilmesi ile ortadan kalkabilir. Bu gerçeğin farkında olan
Komünist Çin hükümeti de kendine en büyük hedef olarak Müslüman
kimliğine sahip olan Doğu Türkistan'daki soydaşlarımızı seçmiştir.
Çin hükümeti için en ciddi tehlike Allah'ın insanlara emrettiği
adalet, hoşgörü, sevgi, merhamet gibi tüm ulvi değerlerin
yayılması ve geniş kitleler tarafından benimsenmesidir. Bunu
engellemek için Çin hükümeti tüm yönetimi tek elde toplamıştır.
Ülkede yargı, yürütme ve yasama organları tek bir merkezden
yürütülmektedir. Ulusal ve bölgesel olarak polis teşkilatında,
orduda ve sivil örgütlenmelerde asıl kadro Komünist Parti
yöneticileridir. Parti yöneticileri görev başındayken olduğu
kadar, emekli olduktan sonra da etkili olmaktadırlar. Komünist
Parti bu örgütlenme sayesinde hayatın hemen her alanında hakim
konumdadır. Dolayısıyla siyasi ve sosyal yaşamda komünist
ideoloji dışına çıkılması mümkün değildir. Bireylerin düşünceleri,
inançları ve uygulamaları komünist ideolojiye ve Parti'nin
emirlerine göre olmalıdır. En ufak bir sapma ve hatta sapma
ihtimali bile ağır bir şekilde cezalandırılır. Bu uygulamalar
sayesinde rejimin en büyük düşmanı olarak görülen din ahlakı
engellenmekte, hatta insanlar Allah'a ibadet etmekten, camilere
gitmekten, dini eğitim görmekten zorla vazgeçirilmektedirler.
www.turk-islamkulturu.com
Tabii ki Çin hükümeti bu uygulamalarını haklı göstermek için
Doğu Türkistan topraklarının sözde kendisine ait olduğunu
iddia etmekte ve bu şekilde bölgedeki Müslüman soydaşlarımızı
işgalci konumuna düşürmektedir. Çin hükümetinin dile getirdiği
bu iddianın ise hiçbir geçerli yanı yoktur. Bu iddianın geçersizliğini
görmek için Doğu Türkistan'ın siyasi, kültürel ve stratejik
önemine kısaca bir göz atmak yeterli olacaktır.
2. BÖLÜM
İSLAM MEDENİYETİNİN BEŞİĞİ:
DOĞU TÜRKİSTAN
Doğu Türkistan Yetiştirdiği Müslüman Devlet Adamlarıyla,
İslamiyetin Yayılmasında Ve Gelişmesinde Çok Önemli Yere Sahip
Olan Pek Çok İslam Alimine Ev Sahipliği Yapmasıyla Tarih Boyunca
Türk-İslam Dünyası İçin Çok Değerli Bir Merkez Olmuştur.
Tarihi çok eskilere dayanan Türkistan toprakları, tarihin
ilk dönemlerinden beri Türklerin ana yurdu, bin yıldan beri
de İslam toprağıdır. Tarih boyunca Türkistan adı ile bir devlet
veya hanlık kurulmamış olmasına rağmen, Orta Asya'nın büyük
bölümünü oluşturan söz konusu alan, eski çağlardan beri Türklerin
yerleşim merkezi olduğu için Türkistan olarak adlandırılmıştır.
Özellikle de araştırmacılar tarafından tarihin ilk medeniyet
merkezlerinden biri olduğu belirtilen Doğu Türkistan, jeo-stratejik
konumu itibariyle Batı ve Doğu kültürlerinin kaynaştığı bir
alan olmuştur. Tarih boyunca büyük imparatorluklara ev sahipliği
yapan bu topraklar, Halife Abdülmelik Mervan döneminde Türklerin
kendi rızaları ile İslam'ı kabul edişinden sonra İslam aleminin
ayrılmaz bir parçası haline geldi. Özellikle Hakan Satuk Buğra'nın
İslam'ı kabul etmesinin ardından 751-1216 yılları arasındaki
dönem Doğu Türkistan'ın altın devri olarak bilinir. Medreseleri
ve öğretim kurumları ile ünlenen Türkistan, bu dönem boyunca
dünyanın dört bir yanından gelen öğrencileri misafir etmiş,
tarihe yön veren devlet ve bilim adamları yetiştirmiştir.
Bu bölgeden dünyanın dört bir yanına göç eden Türkler ise
İslam'ı dünyanın çeşitli ülkelerine taşımışlardır.
Bu topraklarda doğan Karahanlılar, Gazneliler, Harzemşahlar,
Selçuklular, Saidiler İslam'ın bayrağı altında devlet kurup,
Türk-İslam uygarlığının en güzel örneklerini vermiş ve insanlığa
büyük hizmetlerde bulunmuşlardır. Mahmut Gaznevi, Abdülkerim
Satuk Buğra, Timur, Selçuk Bey, Babürşah, Melikşah gibi büyük
devlet adamları da bu topraklarda yetişen değerli isimlerdendir.
İmam Buhari, İmam Tirmizi, İbn-i Sina, Ebunasril Farabi, Fergani,
Zimahşeri, Sekkaki gibi eserleri ile İslam kütüphanelerini
zenginleştiren, dünya bilim adamlarına yol gösteren bilginler
de bu toprakların evlatlarıdır. Ayrıca Divan-ı Lügat-it Türk'ün
yazarı Kaşgarlı Mahmud, Kutadgu Bilig'in yazarı Yusuf
Has Hacib, Atebet'ül Hakayık adlı dev eserin sahibi
Ahmed Yüknek gibi dünya tarihine kültür hazineleri ile yazılan
isimler de Türk-İslam uygarlığının beşiği olan bu topraklarda
yaşamıştır. Burada sadece birkaçına yer verdiğimiz bu isimler,
Doğu Türkistan'ın İslam ve Türk dünyası için taşıdığı değeri
ve Türk-İslam uygarlığının beşiği olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
www.harunyahya.org
Komünist Çin Doğu Türkistan Topraklarından
Neden Vazgeçmiyor?
Bu bölgenin köklü bir İslam medeniyetine ev sahipliği yapmasının
yanı sıra Komünist Çin hükümetini Doğu Türkistan üzerinde
hakimiyet ve baskı kurmaya yönelten başka önemli faktörler
daha vardır. Bunların başında bölgenin stratejik önemi ve
zengin petrol kaynakları gelir. Zaten Batıda Hazar Denizi
ve Ural Dağları'nın güney kısmına, kuzeyde Sibirya'ya, güneyde
İran, Afganistan ve Tibet'e, doğuda Çin ve Moğolistan'a sınır
olan geniş Türkistan topraklarının stratejik açıdan önemsiz
olması düşünülemez. Türkistan'ın coğrafi ve stratejik olarak
taşıdığı önemi ortaya koyan bir diğer delil ise, bu bölgenin
sürekli olarak Rusya ve Çin'in siyasi ve ekonomik politikalarına
hedef olmuş olmasıdır. Coğrafi yapının da sebep olduğu siyasi
oluşumlar neticesinde bugün Batı ve Doğu olarak ikiye ayrılmış
olan Türkistan toprakları üzerinde, Rusya'nın ve Çin'in çok
önemli planları vardır. Çin'in en batı noktasını oluşturan
bu topraklar, Soğuk Savaş döneminde Çin tarafından, Sovyet
tehdidine karşı tampon bölge olarak kullanılmıştır. Bu yönüyle
Çin'in söz konusu topraklar için atacağı her türlü adım, hem
kendisinin hem de bölge ülkelerinin güvenliğini ve istikrarını
doğrudan ilgilendirmektedir. Şu anki konumuyla Rusya, Çin
için artık ciddi bir tehlike teşkil etmiyorsa da, Çin, "Halkın
Kurtuluş Ordusu" (PLA) olarak adlandırılan silahlı kuvvetlerine
bağlı kara ve hava kuvvetlerini bölgede tutmakta ve nükleer
füzelerinin büyük kısmını da burada muhafaza etmektedir.
Çin Hükümeti Doğu Türkistan'daki Yer Altı
Kaynaklarının Peşinde
Bu iki ülkenin söz konusu bölgeden ne pahasına olursa olsun
vazgeçmeme tutkusunun ardında, bölgenin stratejik konumunun
yanı sıra, sahip olduğu zengin yeraltı rezervleri de büyük
rol oynamaktadır. 21. yüzyılın Kuveyt'i olarak da anılan Doğu
Türkistan, petrol, doğal gaz, uranyum, kömür, altın ve gümüş
madenlerinin bolluğu ile dikkat çekmektedir ve bu yönü ile
Çin'in en önemli hammadde kaynaklarından biridir. Yetkililer
tarafından, 2005 yılında Doğu Türkistan'ın petrol ve doğal
gaz üretiminde Çin'in ikinci önemli merkezi haline geleceği
bildirilmektedir. Özellikle Doğu Türkistan'ın orta bölgesinde
yer alan Tarım Havzası'nın geniş petrol rezervlerine sahip
olduğu düşünülmektedir. Bu özelliğinden dolayı "Umut Denizi"
olarak adlandırılan Tarım Havzası'nın 10.7 milyar ton petrol
kapasitesi olduğu tahmin edilmektedir. Jeologların şu ana
kadar yaptıkları araştırmalar ise 300 milyon ton petrol ve
220 milyar metre küp doğal gaz kapasitesi olan 13 yatak ortaya
çıkarmıştır. (China Daily, 4 Ocak 1999) Petrolün yanı sıra
zengin doğal gaz, kömür ve bakır yatakları da bu bölgeyi Çin
ekonomisi için vazgeçilmez kılmaktadır. Kızıl Çin topraklarında
çıkarılan 148 çeşit madenin 118 çeşidi Doğu Türkistan topraklarında
yer almaktadır. Bu da Çin'in toplam maden ocaklarının %85'ini
oluşturur. Bunların arasında kalitesi ve yüksek kalori değeri
ile ünlü olan kömürün ayrı bir yeri vardır. Çin'in toplam
kömür rezervinin yarısını oluşturan Doğu Türkistan kömür madenlerinin
rezervi 2 trilyon ton olarak hesaplanmaktadır. 2000 yılı sonlarında
yapılan bir araştırma ise Çin'in en zengin bakır yataklarının
Doğu Türkistan'da olduğunu ortaya çıkarmıştır. Çin'in diğer
bölgelerinin bakır açısından zayıf olduğu ve Çin'deki tüm
bakır yataklarının ülkenin ihtiyacının yarısını bile karşılayamadığı
bilinmektedir. Doğu Türkistan'daki bakır madenleri, Çin'in
gözünde Doğu Türkistan'ı daha da değerli hale getirmektedir.
(www.uyghuramerican.org/economy/chinaonlineoct62000.html)
Doğu Türkistan'ın stratejik ve ekonomik önemi ve ayrıca köklü
bir İslam medeniyetine sahip olması komünist Çin hükümetinin
bu topraklarda yaşayan Müslüman halkı neden baskı altında
tutmaya çalıştığını açıkça göstermektedir. Akıllara durgunluk
veren bu baskının iç yüzünü ise bir sonraki yazımızda anlatacağız.
3. BÖLÜM
DOĞU TÜRKİSTAN'DA KOMÜNİST
ZULÜM TÜM ŞİDDETİYLE DEVAM EDİYOR
Çin Hükümeti Doğu Türkistan'daki
Müslümanlara Karşı Sistemli Bir Soykırım Politikası Uygulamayı
Devlet Politikası Haline Getirmiştir.
Dünya bir komünist partinin iktidarı ele geçirişine ilk kez
Rusya'da tanıklık etmiştir. Rusya'nın hakimiyeti altındaki
Batı Türkistan toprakları ile sınırı olan ve bu bölgedeki
ülkelerle tarihi, dini, etnik ve kültürel bağa sahip Doğu
Türkistan Müslümanları da bölgedeki siyasi gelişmelerden her
zaman etkilenmişlerdir. Özellikle batı Türkistan topraklarında
görev yapan pek çok kişi komünist Rus zulmüne bizzat şahit
olduğundan, Doğu Türkistan Müslümanlarını komünizm tehlikesine
karşı uyarmışlardır. Çünkü komünistler genel bir taktik olarak,
iktidara gelene kadar eşitlik, sosyal adalet, milletlerin
özgürlüğü gibi kavramlardan bahsediyorlar, ancak sıra uygulamaya
gelince durum değişiyordu. Eşitliğin yerini politbüro diktası,
sosyal adaletin yerini sömürü, özgürlüklerin yerini ise sürgünler,
işkenceler, toplama kampları ve toplu katliamlar alıyordu.
Nitekim aynı gelişmeler Doğu Türkistan'da da yaşandı. İktidarı
ele geçirmeden önce 1945'de gerçekleştirilen 7. Kongre'de
Mao, komünistlerin, iktidarı ele geçirince farklı etnik kökenlere
kendi geleceklerini tayin etme ve kendi kendini yönetme hakkını
vereceğini deklare etmesine rağmen iktidara gelir gelmez,
verdiği sözleri bir anda unutuverdi ve "Sincan (Doğu
Türkistan) iki bin yıldır Çin'in ayrılmaz bir parçasıdır,
bu nedenle Çin'i federe devletlere bölmenin hiçbir manası
yoktur. Bu talep tarihe ve sosyalizme düşmanlık anlamına gelir"
açıklamasını yaptı. (Ziya Samedi, Kommunizim Tugi, Almati,
18 Mart 1979) Bu açıklama bölgedeki Müslüman halk üzerinde
başlatılacak olan zulmün habercisi niteliğindeydi.
Komünist Rejim Binlerce Müslüman Uygur
Türkünü Ölüme Sürüklemiştir
Doğu Türkistan'ı kendi toprağı olarak gören ve elinden bırakmak
istemeyen Kızıl Çin hükümeti, Müslüman halka karşı acımasız
bir soykırıma girişti. İlk savaş Müslümanların inançlarına
karşıydı. Dini eğitim veren tüm okullar kapatıldı, din adamları
tutuklandı, büyük kısmı da öldürüldü. Camilere Mao'nun resimleri
ve Komünist Parti'nin bayrakları asıldı ve Müslümanlara bu
resim ve bayraklara saygı gösterilerinde bulunmaları emredildi.
Müslümanların bir kısmı Pan-Türkist, bir kısmı da Pan-İslamist
oldukları gerekçesi ile gözaltına alınıyor ve idam ediliyordu.
Toplu sürgünler ise zulmün bir diğer yüzüydü. Yurtlarından
sürülen Müslümanların bir kısmı zorlu iklim şartları nedeni
ile yolda hayatlarını kaybetti. 1949-1952 yılları arasında
2.800.000, 1952-1957 yılları arasında 3.509.000, 1958-1960
yılları arasında 6.700.000, 1961-1965 yılları arasında 13.300.000
Doğu Türkistan Müslüman'ı çeşitli yollarla öldürüldü.
Çin Hükümetinin İstikrar Mekanizması: Toplu
İdamlar
İktidarda ki komünist Çin partisinin en etkili korku mekanizmalarından
biri ise toplu idamlardı. Mao, döneminde Çin hükümeti kendi
vatandaşlarından milyonlarcasını halk içinde küçük düşürdükten
sonra idam etmişti. Çin genelinde olduğu gibi Doğu Türkistan'da
da idamlar devam etmekte, genelde hiçbir delili olmayan suçlamalarla,
sadece şüpheye dayanılarak masum insanlar katledilmektedir.
Çin'de mahkemeler demokratik ülkelerdeki gibi bağımsız olarak
işlememekte, Çin Komünist Partisi'nin siyasi amaçları çerçevesinde
hareket etmektedir. Bu nedenle de idama mahkum edilen kişilerin
davaları çok hızlı görülür, insanlara kendilerini savunmak
için yeterli süre ve imkan tanınmaz. Hızla alınan idam kararı,
çoğu zaman kişinin ailesine bile haberdar verilmeden hemen
infaz edilmektedir. Resmi rakamlara göre 1997-1999 arasında
yalnız Doğu Türkistan'da 210 Müslüman idam edilmiştir, gerçek
sayının ise bundan çok daha fazla olduğu tahmin edilmektedir.
Her ay mutlaka idamlar gerçekleştirilmekte, Mao'nun "belirli
bir kotaya göre öldürme" yöntemi titizlikle uygulanmaktadır.
Komünist yönetimin, Müslüman varlığını sindirebilmek için
başvurduğu yöntemlerden bir diğeri de toplu tutuklamalar ve
göz altında yapılan işkencelerdir. Tutuklanan Müslümanların
büyük kısmı çalışma kamplarında ağır hapis cezalarına çarptırılmaktadır.
Pek çoğundan ise sonraları haber alınamamaktadır. Aileleri
bu kişilerin nerede tutulduklarından veya hala yaşayıp yaşamadıklarından
bile haberdar değildir.
Rejimin İşkence Merkezleri: Hapishaneler
Çin hapishaneleri ve çalışma kampları ise işkencenin yoğun
olarak kullanıldığı yerlerdir. Örneğin Uluslararası Af Örgütü'nün
1999 yılında yayınladığı ve Doğu Türkistan'daki insan hakları
ihlallerini konu alan 34 sayfalık raporda hapishanelerdeki
inanılmaz işkenceler ayrıntılı olarak anlatılmıştır. Raporda
anlatılanlar zulmün boyutunu açıkça göstermektedir;
Hapishane o kadar kalabalıktı ki, tutukluklar küçük bir
hücrede 5-6 kişi tutuluyorlardı. Hücrenin küçüklüğü geceleri
uyumalarına engel oluyor, ancak nöbetleşerek uyuyabiliyorlardı.
Polisler hücreleri her dolaştıklarında tutukluları dövüyorlardı.
Sorgulama için seçilen tutuklular, dayak yedikleri,
dövüldükleri, bedenlerine elektrik şok verildiği özel bir
sorgu odasına götürülüyorlardı. Sorgu odasında duvara monte
edilmiş bir ray vardı. Bazı tutuklular tek ayaklarından
veya tek ellerinden buraya kelepçelenerek asılıyor ve bu
pozisyonda 24 saat bekletiliyorlardı. Kelepçeleri
çözüldüğünde ayakta bile duramaz halde oluyorlardı. Bazılarının
kerpetenle tırnakları çekiliyor, bazılarının ise tırnaklarının
altına elektrik veriliyordu. (Amnesty International
Report, 24 Nisan 1999)
Çin Hükümeti Bebekleri Öldürerek Aile
Planlaması Yapıyor
Dünyanın en kalabalık ülkesi olan Çin, sosyal güvenliğini
sağlayabilmek için uzun yıllardır aile planlamasına özel bir
"önem" vermekte ve bunu çeşitli kanuni yaptırımlarla düzenlemeye
çalışmaktadır. Ne var ki Allah korkusunun olmadığı, dini ve
manevi tüm değerlerin yok sayıldığı bir toplum yapısında böyle
bir düzenleme büyük bir vahşete dönüşebilmektedir. Elbette
söz konusu uygulamanın Müslümanlara yönelik yüzü çok daha
ciddi boyutlar içermektedir. Müslümanların birden fazla çocuk
sahibi olmalarına ise hiçbir koşulda izin verilmemektedir.
İkinci çocuğu olacak Müslüman kadınlar, hamileliğinin sekizinci,
dokuzuncu ayında bile olsa evlerinden alınıp götürülmekte
ve çocukları zorla alınmaktadır. Hatta Çin birlikleri çoğu
zaman köy köy, kasaba kasaba dolaşıp ikinci çocuğu olacak
kadınları kamyonlara doldurup götürmektedir. Son derece ilkel
koşullarda gerçekleştirilen kürtajlar neticesinde ise genellikle
yalnızca bebekler değil, anneleri de hayatlarını kaybetmektedir.
Nitekim bu politika neticesinde son dokuz yıl içerisinde Doğu
Türkistan'da doğum oranları %19 oranında azalmıştır. Doğu
Türkistan'dan ismini vermek istemeyen bir yetkili ise, 200
bin nüfuslu bir kasabada 35 bin hamile kadının hükümet kontrolüne
tabi tutulduğunu, bunların 686'sının kürtaj yaptırmaya mecbur
bırakıldığını, 993'ünün hamileliklerine engel olunduğunu,
10.708'inin de kısırlaştırıldığını dile getirmektedir.
4. BÖLÜM
KOMÜNİST ZULMÜN DURDURULMASI
İÇİN KOMÜNİZMİN
FİKRİ TEMELLERİ ÇÜRÜTÜLMELİDİR
Komünizmin Fikri
Temellerini Oluşturan Materyalist Felsefe Ve İnsanları Sürekli
Birbirleriyle Çatışmaları Gereken Bir Hayvan Türü Olarak Gören
Darwinizm Bilimsel Olarak Tamamen Çürütülüp, Bunların Yerine
Allah'ın Kuran'da Tarif Ettiği Güzel Ahlak Egemen Olmadıkça
Komünizm İnsanlık İçin Ciddi Bir Tehlike Olmaya Devam Edecektir
Çin'in Doğu Türkistan'da uyguladığı vahşetin felsefi temelinde
Darwinizm ve materyalizm yer almaktadır. Zaten Çin komünizminin
kurucusu Mao Tse Tung da, "Çin sosyalizminin temelini Darwin'e
ve evrim teorisine dayandırdığını" açıkça belirtmiştir. (K.
Mehnert, Deutsche Verlags- Anstalt, Kampf um Mao's Erbe.,
1977)
Maddenin ezeli ve ebedi olduğunu kabul eden, Allah'ın varlığını
ve tüm ahlaki değerleri reddeden materyalist felsefe, insanların
gelişmiş birer hayvan olduğunu savunan Darwinizm ile bir araya
geldiğinde karşımıza Çin Komünist Partisinin akıl almaz baskı
ve zulüm politikasının temeli ortaya çıkmaktadır.
Darwinizm'in Toplumlar Tarafından Kabulü
Beraberinde Her Zaman Savaş ve Çatışmayı Getirir
Darwinizm ortaya atıldığı günden beri tüm dünyayı bir savaş
ve çatışma alanı haline getirmiş, ırkçılığı ve etnik temizlik
girişimlerini körüklemiştir. (Ayrıntılı Bilgi İçin Bknz: Darwinizm'in
İnsanlığa Getirdiği Belalar, Harun Yahya) Peki Darwinizm'le
savaş arasındaki bağlantı nedir, nasıl olmaktadır da Darwinizm
insanları anarşi, kaos ve çatışmanın içine çekebilmekte, insanların
bunları olağan karşılamasını sağlamaktadır?
Darwinizm'in çarpık görüşüne göre insan tesadüflerin eseridir
ve bir tür gelişmiş hayvandır. Dolayısıyla insanın saldırganlık,
acımasızlık, şiddet gibi hayvani tavırlar göstermesinde bir
sakınca yoktur. Ayrıca insan tesadüflerin eseri olduğuna göre
bu tavırları nedeniyle kimseye karşı da sorumlu değildir.
Hiçbir bilimselliği olmamasına rağmen yazılı ve görsel basında
toplumlara sürekli bu telkinin verilmesi, eğitim kurumlarında
bu safsatanın adeta ispatlanmış bir gerçek gibi sunulması,
insanların farkına varmadan Darwinizm'in büyüsüne kapılmalarına
neden olmaktadır. Bu durumda insanları doğal olarak suça ve
şiddete yöneltmektedir. www.evrimaldatmacasi.com
Darwinizm'in temel öğretilerinden birisi de "ancak güçlü
olanın ayakta kalabileceği" iddiasıdır. Bu çarpık fikre göre
güçsüzler ve zayıf olanlar ezilmeye ve yok olmaya mahkumdur.
Yaşamı bir mücadele sahası olarak gören ve güçlü olanın acımasız
olduğu müddetçe ayakta kalabileceğini savunan Darwinizm'in
bu mantığına göre her türlü haksız rekabet makul karşılanmalıdır.
Eğer yaşam bir mücadeleden ibaretse, ayakta kalabilmenin tek
yolu olabildiğince savaşmak ve kendini koruyabilmek için bu
savaşta acımasız olmaktır. Darwinizm ve materyalizm insanlığın
ilerlemesinin çatışmaya dayalı olduğunu öne sürer ve her türlü
çatışmayı över. Bu düşünce yapısının bir devletin resmi ideolojisi
haline geldiğinde nasıl bir devlet terörü ortaya çıkaracağı
ise açıktır. İşte bu nedenle Darwinizm'in fikri olarak çökertilmesi
ve ortadan kaldırılması, bu çatışmacı ve kan dökücü felsefenin
ve çeşitli uygulamalarının da ortadan kalkması anlamına gelmektedir.
Komünist İdeolojinin Çürütülmesi İçin Kuran
Ahlakının Toplumlara Egemen Olması Şarttır
Komünizm'in çürütülmesi bir yandan Darwinizmin karanlık
yüzünün tüm ayrıntılarıyla deşifre edilmesine bir yandan da
insanların Allah'ı tanıyıp O'na iman etmeleri için toplumlara
gerçek din ahlakının anlatılmasına bağlıdır. Bu iki çalışmanın
mutlaka bir arada yürütülmesi oldukça önemli bir konudur.
Çünkü Darwinizm'in çürütülmesi demek insanların Allah tarafından
yaratıldıkları, O'na karşı sorumlu oldukları gerçeğinin ortaya
çıkması demektir. Böylece, Darwinizm ve materyalizmin insanlığa
getirdiği kaos, çatışma, ırkçılık, baskı ve katliamlar, yerini
Allah'ın Kuran'da tarif ettiği güzel ahlaka, barışa ve güvenliğe
bırakacaktır. Allah insanlara her koşulda adaleti ayakta tutmalarını,
barış sever ve hoşgörülü olmalarını, dünyada karmaşa ve bozgunculuk
çıkarmamalarını emretmektedir. Bu nedenledir ki, din ahlakının
özünde insanlar arasında barış, huzur ve güvenliğin sağlanması
vardır. Dolayısıyla, Darwinist felsefenin reddedilmesi ve
yerine din anlakının hakim olması, toplumda sevgi, merhamet,
hoşgörü, ve affediciliğin yerleşmesi anlamına gelecektir.
Müslümanlara Düşen Büyük Sorumluluk
İnsanların tesadüf eseri var olduklarını ve kimseye karşı
herhangi bir sorumlulukları olmadığını öne süren Darwinizm'in
neden olduğu felaketler bu derece açıkken, vicdan sahibi insanlara
düşen sorumluluk, kan dökme kuyusu haline gelmiş olan bu ideoloji
ile fikri alanda ciddi bir mücadele yürütmektir. Bu mücadelenin
önemli bir boyutu, Çin'deki rejimin bu denli katı ve acımasız
olmasının temel nedeni olan Darwinist ve komünist ideolojiye
karşıdır. Çin'in serbest piyasa ekonomisini benimsemesiyle,
bu ülkenin hala bir "Kızıl Tehlike" olduğu gerçeğinin değişmediğini
tüm dünyaya anlatmak gerekmektedir. Pekin yönetiminin hala
temel siyasi görüşü olan Maoist komünizme ve bunun fikri dayanağı
olan Darwinizm'e karşı da bir kampanya yürütülmeli, bu ideolojinin
Çin, Kamboçya, Arnavutluk, Kuzey Kore diğer ülkelerde sebep
olduğu korkunç insanlık suçları gündemde tutulmalıdır. Darwinizm'in
ve Maoizm'in -tüm diğer komünizm versiyonlarının- Çin halkının
önemli bir kısmı tarafından hala sanıldığı gibi bir kurtuluş
ideolojisi değil, insanları vahşet ve cinnete sürükleyen büyük
bir aldanış ve hurafe olduğu ortaya konmalıdır. Komünizme
karşı mücadele hala gereklidir ve unutmamak gerekir ki, komünizmin
içyüzünü ortaya çıkarmak için yapılacak her girişim, Doğu
Türkistan Müslümanları gibi komünist zulüm altındaki mazlum
milletlere bir yardım hükmündedir.
İşte bu nedenle içinde bulunduğumuz dönemde öncelikli olarak
yapılması gereken şey, bir taraftan dünyadaki zulüm ve adaletsizliklere
karşı çıkmak, bir yandan da bunların gerçek çözümü olan Kuran
ahlakının yayılması için gösterilen çabaya hız katmaktır.
Çünkü, Kuran ahlakının yaygınlaşması ile birlikte, Allah'ın
izni ile, 21. yüzyıl yeryüzünden haksızlığın, adaletsizliğin,
zulmün ve eziyetin kalktığı, barışın, huzurun, güvenliğin
ve adaletin hakim olduğu bir çağ olacaktır. Kuran'da bu güzel
dönem bize şu şekilde müjdelenmektedir:
Allah, içinizden iman edenlere ve salih
amellerde bulunanlara va'detmiştir: Hiç şüphesiz onlardan
öncekileri nasıl 'güç ve iktidar sahibi' kıldıysa, onları
da yeryüzünde 'güç ve iktidar sahibi' kılacak, kendileri
için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp
sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe
çevirecektir... (Nur Suresi, 55)
|