| Türk dünyasının
özgürlüğüne kavuşmasının 10. yıldönümünde Rusya'nın
bölgedeki etkisi hala sürmektedir. Türkiye'nin önderliğinde
kurulacak olan
Türk Birliği Rusya'nın bölgedeki etkisini büyük ölçüde kıracak
ve
21. yüzyılda dünya liderliğini hedefleyen Türk
dünyasının önünü açacaktır.
|
| 
"Türk Birliği'ne inanıyorum,
onu görüyorum."
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK |
KIRGIZİSTAN
CUMHURİYETİ
Kırgızistan’da İslam dininin
yayılması 8. yüzyılın sonlarına kadar uzanır. Çin sınırına kadar
dayanan İslam ordusu bugün Batı Türkistan olarak bilinen Özbekistan,
Tacikistan, Türkmenistan ve Kırgızistan’a İslam dininin İlahi mesajını
ulaştırmışlardır. İslam'ın bölgeye girişi ile birlikte Kırgızistan’da
çeşitli tasavvuf akımlarının etkisi yoğun olarak hissedilmiştir.
Çin kaynaklarına bakıldığında Kien-Kun, Ki-Ku
gibi adlandırmalar, Kök Türk metinlerinde Kırkız, Tibetçe'de gir-kiz
şeklinde geçtiği görülür. Söylenilenlere göre Kırgızlar "Kırk
Kiz" ya da "Kır-ları (Dağları) gez" anlamına gelen
Kırgız'dan geldiği varsayımı MÖ:2.-l. asırlarda Hunlarla ilgili
anlatılan olaylarda görülür. Kırgızlar Tanrı Dağları’nın doğusu
ile Tannu-Ola arasında ortaya çıkmışlardır.
Kırgızlar
9. yüzyılda Uygur Kaanı'nı öldürerek Türk devletinin başına geçmişler,
önce Özbek hakimiyetini daha sonra da Kazak egemenliğini kabul ederek
birlikte yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Arkasından da Kalmukların
egemenliğine girmişler ve Tanrı Dağları’nın batısına göç etmişlerdir.
1207'de ise Cengiz Han Moğalistan’ı hakimiyeti altına almıştır.
Tarihi kaynaklara göre ise Kırgızlar 13. yüzyıldan sonra bugünkü
yurtlarına gelmişlerdir. Kırgızların, mezar taşları üzerinde ve
Yenisey Irmağı boylarında yapılan kazılarda Yukarı Yenisey Irmağı
bölgesinde yaşadıkları görülmektedir.
Kırgızlar 1700 yıllarında Hokand Devleti’nin
egemenliğine girmişler ve çoğunluğu alarak devlete el koymuşlardır.
1876 yılında Hokand Rusların eline geçmiş, 1924’ te Kara Kırgız
Özerk Oblast'ı kurulmuş, 1926'da özerk cumhuriyet haline gelmişler,
1936'da da SSCB’ne
katılmışlardır.
İslamın Bölgeye Girişi
Kırgızistan’da İslam dininin yayılması 8. yüzyılın
sonlarına kadar uzanır. Çin sınırına kadar dayanan İslam ordusu
bugün Batı Türkistan olarak bilinen Özbekistan, Tacikistan, Türkmenistan
ve Kırgızistan’a İslam dininin İlahi mesajını ulaştırmışlardır.
İslam'ın bölgeye girişi ile birlikte Kırgızistan’da
çeşitli tasavvuf akımlarının etkisi yoğun olarak hissedilmiştir.
Bu akımlar gücünü daha sonraki yıllarda Rusya’ya karşı başlatılan
bağımsızlık mücadelesinde kullanmış ve Kırgızistan’ın bugünlere
gelmesinde çok etkili olmuşlardır.
Bağımsızlığa Giden Yol
1916 yılında Müslümanların, yönetimde söz sahibi
olmasının ardından bölgedeki Çin ve Sovyet hakimiyeti neticesinde
yaklaşık 150 bin Kırgız katledilmiştir. Bu katliamlar 1917 Bolşevik
devriminden sonra da devam etmiştir. Ekim devriminden sonra, bölgedeki
Müslüman Kırgızlara yönetimde hiç görev verilmemiş, Kırgız Başbakan
Yusuf Abdurrahmanov önce sürgüne gönderilmiş, ardından da 1937 yılında
Sovyet ajanları tarafından katledilmiştir.
SSCB, 1930’lu yılların sonlarında Kırgızistan
edebiyat, kültür ve tarihine, sosyalizm ilkeleri ve Sovyet kültürüyle
çeliştiği iddiasıyla savaş açmıştır. Nitekim bu dönemde Kırgızistan,
Kırgızistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti adını almıştır.
Bağımsızlığın Ardından Kırgızistan
Glasnost hareketinin başlamasının ardından
Gorbaçov tarafından ülkenin başına getirilen Cumhurbaşkanı Asker
Akayef ile Stalinci Kırgız Partisi arasında iktidar mücadelesi başlar.
Bu dönemde Kırgızistan Demokratik Hareketi saflarında yerini alan
Cumhurbaşkanı Asker Akayef’e 24 Ağustos 1991 tarihinde komünistler
tarafından bir darbe girişiminde bulunulur. Darbe girişiminin başarısız
olmasının ardından Komünist Partisinin faaliyetlerine yasak getirilir.
Komünistlerin tüm engelleme girişimlerine rağmen
31 Ağustos 1991’de Cumhurbaşkanı Asker Akayef tarafından Kırgızistan
Cumhuriyeti’nin bağımsızlığı ilan edilir. Cumhurbaşkanı Asker Akayef’in
iktidarı komünistler dışındaki partilerin biraraya gelmesinden oluşan
Kırgızistan Demokratik Hareketi’nin desteğine dayanmaktadır. Bütün
partiler milli, dini ve siyasi isteklerini bu oluşum içerisinde
dile getirmektedirler.
Asker Akayef dönemi ekonomik ve siyasi açıdan
önemli açılımlara sahne olmuştur. Bağımsızlığın ardından İran, Moğolistan
ve Japonya gibi ülkeleri ziyaret eden Akayef, Türkiye’yi de ziyaret
etmiş ve şunları söylemiştir: "Türkiye gökyüzünde parlayan
bir yıldızdır. Bizim yolumuzu aydınlatan bir yıldızdır."
| Kırgızlar 9. yüzyılda Uygur Kaanı'nı öldürerek
Türk devletinin başına geçmişler, önce Özbek hakimiyetini daha
sonra da Kazak egemenliğini kabul ederek birlikte yaşamlarını
sürdürmüşlerdir. |
Bugünkü Kırgızistan
Sovyet idaresinde yaşayan
her Türk Cumhuriyetinde olduğu gibi, Kırgızistan'ın istiklalini
ilan ettiği 12 Aralık 1991 tarihine kadar, burada üretilen ürünlerin
% 93'ü Moskova idaresi tarafından alınıyordu ki, bu rakam dünya
sömürgecilik tarihinde ulaşılan en yüksek sömürge düzeyidir.
Kırgızistan
Cumhuriyeti’nin ekonomisi başta hayvancılık olmak üzere tarıma,
sanayiye ve enerjiye dayanmaktadır. Ülkenin coğrafi şartlarından
dolayı hayvancılık Kırgız Türklerinin en önemli geçim kaynağı haline
gelmiştir. 10 milyonu aşkın sayıda koyun, keçi, sığır ve at üretilen
Kırgızistan'da, hayvancılığın yanısıra hayvan ürünleri ile bu ürünlerden
oluşan bir ekonomi gelişmiştir. Bu sebepten, Kırgızistan, dışarıya
et, deri, yün ve halı ihraç etmektedir. Hayvancılıktan sonra en
çok gelişen sektör tarım sektörüdür. Sulanabilen vadilerdeki tarım
alanları 1 milyon hektarı geçmektedir. Bu verimli alanlarda buğday,
pamuk, kenevir, tütün, yağlı tohumlar, şeker pancarı, üzüm, mısır,
muhtelif meyveler ve sebzeler yetiştirilmektedir. Çalışan nüfusun
% 34'ü tarım ve ormancılık alanlarında çalışmaktadır.
Ekonomik Yapı
Ülkenin başlıca yeraltı zenginliklerini kömür,
ham petrol, doğal gaz, ham çelik, civa, antimuan, çinko, kalay ve
tungsten teşkil etmektedir. Akarsular üzerinde kurulan sayısız hidro-elektrik
santrallerinden elde edilen enerji 175 milyar kilovatsaati bulur
ki, Kırgızistan bunun önemli bir kısmını komşu ülkelere satar.
Kırgızistan'da sanayi o kadar gelişmemiştir.
Ülkenin dağlık coğrafi yapısı dolayısıyla sanayi yükte hafif pahada
ağır dallarda gelişmiştir. Elektronik ve elektrik, demir dışı metal,
elektrik motorları, ipek, antimuan, gıda ve konservecilik konularında
gelişen sanayi arzu edilen seviyede değildir.
Kırgızistan'ın ürettiği standart antimuan,
dünya pazarlarında rahatlıkla alıcı bulmaktadır. Orta Asya'nın en
büyük ipek fabrikalarının çoğu Kırgızistan'da kurulmuştur. Kırgız
Türkleri kendi ihtiyaçlarını karşıladıkları gibi, komşu ülkelere
de ipek ihraç edebilmektedir. Kırgızistan'da çalışan nüfusun % 27'si
sanayi sektöründe faaliyet göstermektedir.
Ne var ki, Sovyet idaresinde yaşayan her Türk
Cumhuriyetinde olduğu gibi, Kırgızistan'ın istiklalini ilan ettiği
12 Aralık 1991 tarihine kadar, burada üretilen ürünlerin % 93'ü
Moskova idaresi tarafından alınıyordu ki, bu rakam dünya sömürgecilik
tarihinde ulaşılan en yüksek sömürge düzeyidir. Bugünkü bağımsız
Kırgızistan Cumhuriyeti, ürettiği malların çoğunu halkına ayırarak
geleceğe doğru daha ümitli yol almaktadır.
Nüfus Yapısı
Kırgızistan Cumhuriyeti’nin nüfusu bugün 4,5
milyonu bulmuştur. Diğer Türk Cumhuriyetlerinde olduğu gibi, Çarlık
ve Sovyet dönemlerinde Kırgızistan'ın en verimli topraklarına Rus
göçmenleri iskan edilmiştir. Dolayısıyla, her cumhuriyette olduğu
gibi, bugün Kırgızistan'da da önemli sayıda Rus nüfus bulunmaktadır.
250.000 civarındaki Ukraynalılar ile Almanları da ilave ettiğimiz
zaman 1.250.000 civarında Rus nüfusun Kırgızistan'da yaşadığı görülmektedir.
Yalnız, burada hemen belirtmekte fayda vardır ki, son üç yılda 160.000
Rus, Rusya Ferderasyonuna göç etmiştir. Kırgız Türkleri, diğer Türk
grupları ile birlikte ülke nüfusunun üçte ikisini teşkil etmektedir.
Üç milyon civarındaki bu nüfusun 2,2 milyonunu Kırgız Türkleri teşkil
eder.
Ülke nüfusunun 800 bine yakınını da öteki Türk
boyları oluşturmaktadır. Bugün, diğer Türk Cumhuriyetlerinde, Doğu
Türkistan'da ve Afganistan'da iki milyonu aşkın Kırgızistan Türk'ü
yaşamaktadır. Böylece bugün yeryüzünde 4,5 milyon Kırgız Türk'ünün
yaşadığı anlaşılmakdadır. (www.bilgi.net)
Eğitim ve Kültür
Sovyet döneminden önce, Kırgızlar arasında
eğitim seviyesi oldukça düşüktü. Bunun en büyük sebebi Kırgızların
göçebe hayatı yaşamaları idi. Kırgız Türkleri okuma - yazma ve bilhassa
Kur'an okumanın öğretildiği okullara sahiptiler. Kırgızlar arasında
yetişen yazarlar ve şairler ile din adamları Taşkent, Buhara, Semerkand
ve Hive medreselerinde tahsil görürlerdi. Fakat bunların sayıları
da son derece azdı. Dolayısıyla Kırgız halkı yeterli dini eğitim
alamıyordu.
Kırgızistan'da okulların ve medreselerin yaygınlığı
bu asrın başlarına rastlamaktadır. Okulların, dolayısıyla da öğrencilerin
sayılarının da fazlalaşmasına rağmen, Kırgızlar, istedikleri eğitim
seviyesine bir türlü ulaşamamışlardır. Bunun en büyük sebebi, işgal
sonrası Rusların, Kırgızistan'da uygulamaya soktukları eğtim sistemidir.
Önderliğini Nikolay İlminski'nin yaptığı Rus
eğitim sistemi ve siyaseti çerçevesinde açılan Rus-Tatar, Rus-Kazak
ve Rus-Kırgız okullarında Müslüman Türk çocukları Rusça eğitimi
görüyorlardı. Bu okullarda Kırgız öğrenciler Müslüman olmalarına
rağmen Hıristiyan olmaya zorlanıyorlardı. Nikolay İlminski'nin 1896'da
ölmesinden sonra eğitim sahasındaki bu Ruslaştırma ve Hıristiyanlaştırma
hareketleri kısmen durmuştur. Ayrıca, töresine ve dinine bağlı olan
Kırgız Türkleri, Rus okullarına tepki göstermeye başlamışlardı.
Bu tepkinin gelişmesinde, Rus idaresinde olan Türk kavimlerinin
Müslümanlığını kaybetmeden modern bir eğitim sistemi ile ilerleyebileceklerini
gösteren Gaspıralı İsmail Bey'in fikirlerinin tesiri büyük olmuştur.
Buna rağmen, Kırgız Türkleri arasındaki eğitimin, bilhassa mecburi
eğitimin uygulamaya konması oldukça gecikmiştir. Tüm olumsuzluklara
rağmen milli benliklerini korumayı başaran Kırgızistanlı soydaşlarımız,
kendi anadillerini, kültürlerini, tarihlerini ve dinlerini unutmamışlardır.
Perspektif
“Kızıl Elma”ya Doğru
Türklerin, özellikle Oğuz Türkleri arasında
önemli bir yeri olan “Kızıl Elma” Türkleri'nin ulaşmak istedikleri
en büyük hedef Türk Cihan Hakimiyetidir.
İslam öncesi dönemde Türkler tevhid inancına
sahiptiler ve Tek Tanrı'ya inanıyorlardı ve inandıkları bu Tek Tanrı'nın
onlara bir dünya hakimiyeti sağlayacağına iman etmişlerdi. Bunu
Bilge Kağan'ın, "Tanrı irade ettiği için tahta oturdum; dört
yandaki milletleri nizama soktum" sözlerinden de anlamaktayız.
Yine Bilge Kağan'ın ağzından Türk imanı şöyle ifade edilmekteydi,
“Türk Tanrısı, milleti yok olmasın diye babam İlteriş Kağan'ı ve
anam İl Bilge Hatun'u gökten tutup yükseltmiştir.”
İslam dini ile şereflenen Türkler İslam ahlakını
tüm dünyaya yaymak ve adaleti sağlamak için yaratıldıklarına inanmışlardır.
Eski dönemlerden itibaren dünya nizamını sağlamak üzere mücadele
eden Türk Milleti, İslâmiyet'i kabul ederek maddî ve manevî yönden
bir yükselişe erişmiştir. İdeallerini, kendilerinin dünya nizamını
sağlama ülkülerini İslam inancı ile pekiştirmişlerdir. Bu kaynak
Kızıl Elma'nın manevi yönünü teşkil eder.
Osmanlı'nın ilk Kızıl Elması, Türklerin Anadolu'da
beylikler dönemine son verip Türk birliğinin sağlanmasıyla ortaya
çıkmıştır. Gerek iç mücadeleler, gerek Moğol istilâsı bir yandan
sıkıntıları getirirken, bir yandan da büyük ideallerin gerçekleşmesi
için dinamik bir güç oluşturmuştur. Sadece Türk Milleti için değil,
dünyadaki bütün milletler için kavşak noktası olarak bilinen İstanbul,
Osmanlı'nın büyük Kızıl Elması olarak görülür. Hakkında çeşitli
rivayetlerin dilden dile dolaştığı İstanbul, Fatih Sultan Mehmet'in
dahiyane idare ve olağanüstü iradesiyle Türklerin hâkimiyetine girer.
Hz. Muhammed'in; "İstanbul muhakkak fetholunacaktır.
Onu fetheden kumandan ne güzel kumandan ve onun askerleri ne güzel
askerlerdir" hadisi ile müjdelenen ideal, hayata geçirilir.
İstanbul'un fethine kadar anlatılan, ancak İstanbul'un fethi ile
olgunlaşan Kızıl Elma, Türk'ün dünyaya hâkim olma duygusunun bir
ifadesi olarak gerçekleşmiştir.
Nitekim 20. yüzyılın sonlarında dünyadaki
gelişmelerle birlikte Türk birliğinin sağlanması anlamına gelen
Kızıl Elma ülküsü, günümüzde de gerçekleşmelidir. Bunun birinci
dönemi bağımsızlık, ikinci dönemi birlik, üçüncü dönemi ise fetihler
dönemidir. Buradan hareketle denilebilir ki, tarihî dönemlerden
itibaren tecrübelerle sabit olan Türk birliği fikri, günümüzde yeniden
hayat bulmuştur. Özellikle yetmiş yılı aşkın bir süredir Rus egemenliğinde
yaşayan Türk gruplarının bağımsız devletler olarak dünya devletleri
içinde yer almaları, başka Türk gruplarının şimdilik federasyon
yapısı içinde yarı bağımsız olmaları ile başta Türkiye ile olmak
üzere Türk devlet ve toplulukları arasında başlayan iş birliği,
Türk'ün Kızıl Elması olan Turan'a giden bir yol olarak görülmektedir.
Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından
Türkiye, Türk Dünyası’nın 100 yıllık hayali olan “Kızıl Elma”yı
hayata geçirme yolunda önemli bir fırsat yakalamıştır. Sadece özgürlüğüne
kavuşan Türk Cumhuriyetleri değil, Balkanlar'dan Doğu Türkistan’a
kadar tüm Türk dünyası, Türkiye önderliğinde bir Türk Birliği’nin
oluşturulmasını özlemle beklemektedir. Bu noktada Türkiye’ye düşen
görev ekonomik ve siyasal açıdan istikrarlı ve güçlü bir ülke haline
gelerek dağınık vaziyetteki Türk dünyasını yeniden biraraya getirmektir.
Dünyanın en zengin yeraltı ve yerüstü zenginliklerine sahip olan
Turan coğrafyasının biraraya gelmesi, Türk’ün Cihan Hakimiyeti’nin
bir hayal olmadığını tüm dünyaya ispatlayacaktır.
|