"Ey Türk, Titre ve Kendine Dön"

Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’nin bağımsızlığa kavuşması beraberinde
bazı sorunları da getirdi. Ekonomik, siyasi ve askeri açıdan sorunlarla
dolu olan Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’nin tek çıkış yolu Türkiye’nin
önderliğinde Türk Birliği’nin yeniden tesis edilmesidir. Bu birliktelik
21. yüzyılda önce Balkanlar ve Ortaasya’ya daha sonra tüm dünyaya
yeniden nizam verecektir.

HARUN YAHYA



"Türk Birliği'ne inanıyorum, onu görüyorum."


MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

AZARBEYCAN

Yaklaşık 70 yıldır Rus emperyalizmi tarafından sömürülen Azerbaycan’ın bağımsızlığını elde etmesi beraberinde siyasi ve ekonomik sorunları da getirdi. SSCB’nin sistemli asimilasyon politikası karşısında Türk-İslam kimliğini muhafaza etmeyi başaran Azeri soydaşlarımızın Türk dünyasının lider ülkesi Türkiye’den büyük beklentileri bulunuyor.

Asya kıtasının batısında Kafkasya Dağlarının Güneydoğu yamaçlarında yer alan Azerbaycan Cumuriyeti stratejik açıdan Kafkaslar’ın ve Orta Asya’nın en önemli bölgesinde yer alır. 86.000 km2 yüzölçümü, 8 milyon nüfusu ve zengin doğal kaynakları ile güçlü bir devlet olma yoluna ilerleyen Azerbaycan Cumhuriyeti ile Türkiye arasında siyasi ve ekonomik alandaki ilişkilerde belirgin gelişmeler görülüyor.


Ekonomik Yapı

SSCB döneminde ekonomik açıdan 70 yıl boyunca sömürülen Azerbaycan’ın bağımsızlığını kazanması beraberinde birçok sorunu da getirdi.

Azerbaycan’ın ekonomisi sanayi, hayvancılık, doğal kaynaklar ve tarıma dayanıyor. Sanayi ürünlerinin başında petrol rafineri ürünleri, petro-kimya ürünleri, pamuklu ve yünlü dokuma, tarım ürünlerine dayalı sanayi malları geliyor.

Azerbaycan’ın en önemli yeraltı kaynağı petrol ve doğalgazdır. Yıllık petrol rezervi 8 milyar varil olarak belirlenmiştir. Rusya’nın bölgedeki hakimiyetinin sona erdirilmesi için bazı Batılı petrol şirketlerinin Azerbaycan’da rafineri kurmasına izin verilmektedir. Azerbaycan’ın milli petrol şirketi SOCAR Batılı petrol şirketleriyle 1994 yılında bir anlaşma imzalamış ve bu anlaşma ile Azerbaycan petrollerinin yaklaşık %40’ı ABD’li petrol şirketlerinin eline geçmiştir. Türkiye’den ise TPAO şirketi bu rezervin sadece %6,7’sini işleyebilmektedir. Azerbaycan, petrol kaynaklarının dışa açılımı konusunda bugüne kadar Bakü–Supsa ve Bakü–Novorossisk petrol boru hatlarını devreye soktu. Bakü–Tiflis–Ceyhan petrol boru hattı projesinin mühendislik çalışmalarına başlandı. Şahdeniz gazının Türkiye'ye sevki için de imzalar atıldı.

Ayrıca Azerbaycan’da 450 milyar m3 doğalgaz rezervinin olduğu da tahmin edilmektedir. Bugüne kadar 28 doğalgaz yatağı işletmeye açılmıştır. Doğalgaz üretimi ise yıllık 114 milyon m3’tür.

Petrol ve doğalgaz rezervinin yanısıra Azerbaycan topraklarında işletilmekte olan 450 milyon ton demir ve 150 milyon ton alüminyum rezervi bulunmaktadır.

Tarım ürünleri bakımında büyük bir potonsiyele sahip olan Azerbaycan Birleşik devletler Topluluğu (BDT) içerisinde pamuk üretiminin %71’ini, tütünün %21’ini ve toplam tarım ürününün %10’unu üretmektedir. Ancak son yıllarda Azerbaycan’ın tarım ürünlerinde önemli bir düşüş gözlemlenmektedir.

Azerbaycan’da hayvancılık ülke ihtiyacını karşılayacak düzeydedir. Bağımsızlık sonrası yapılan araştırmaya göre 1,8 milyon baş sığır, 5.1 milyon baş koyun bulunmaktadır.


Eğitim ve Kültür

Kültür ve eğitim seviyesi olarak çok gelişmiş olan Azerbaycan’da okuma yazma oranı %100’e yakındır. Ülkede 5000’den fazla ilköğretim okulu, 17 adet yükseköğretim kurumu vardır. Bu okullarda 2 milyona yakın öğrenci öğrenim görmektedir. Azerbaycan’ın 25 yaşın üzerindeki nüfusunun %10’dan fazlası yüksekokul mezunudur. %58’i ise ortaöğrenim mezunudur.

Azerbaycan’da 4600 kütüphane, 3680 kültür evi, 125 müze, 125 müzik okulu, 20 tiyatro vardır.


Demografik Yapı

Azerbaycan nüfusunun %82’sini Türkler oluşturur. Türklerin dışında Azerbaycan’da %5 Rus ve %7 Ermeni nüfus yaşamaktadır. Rus ve Ermeni nüfus oranı son yıllarda düşüş göstermektedir. Türk nüfusun tamamına yakını Türk’tür. Azerbaycan’da nüfus artış hızı yıllık %2.2’dir. Nüfusunun %62’si 30 yaşın altında olan Azerbaycan, bölgenin genç nüfusa sahip ülkelerindendir. (Türk Dünyası, Çağrı Kürşat Yüce, s. 57)


Azerbaycan’ın Bağımsızlık Mücadelesi

Azerbaycan'ın adı konusunda değişik görüşler bulunmaktadır. Burayı (M.Ö. 323) yöneten komutanlarından Atropates'ten geldiği söylendiği gibi, "Od" anlamındaki Azer sözcüklerinden geldiği de belirtilmektedir. Ancak, bu yer adının etimolojisi yapılırken, bu bölgede egemenlik Süren Kasar (Hazar) Türklerinin ismi de göz önüne alınmalıdır ve kaynaklara göre gerçek payı da büyüktür.

Türklerin Azerbaycan'a gelişlerinin tahmini M.Ö. Saka-İskit döneminde başladığı savunulmaktadır. M.S. 395'te Hun Türkleri Balkanlar'a inerken bir kısmının Kafkaslar yoluyla Anadolu'ya ve Azerbaycan'a sarktıkları da bilinmektedir.

Selçuklu Türklerinin Azerbaycan'da görülmeleri ise 1015-1021 yılları arasındadır. Sultan Alpaslan zamanında Azerbaycan'da Türkmenler sayesinde Azerbaycan'ın Türkleşmesi kolay gerçekleşmistir. Azerbaycan daha sonra İlhanilerin egemenliğine girmiş ve bir süre "Altın Ordu" devletinin hakimiyetinde kalmış, Akkoyunlu ve Kara Koyunlular döneminde Türk nüfusu bakımından en yoğun dönemini yaşamıştır. Daha sonra Azerbaycan'da Safeviler, Afşar ve Kaçarlar hüküm sürmüşlerdi.

Bundan sonra, sırasıyla Şeki, Gence, Bakü, Derbent, Kuba, Nahcivan, Revan, Tebriz, Urmiye, Erdil Hanlıkları dönemi başlamıştır.

Azerbaycan toprakları Rusların egemenliğine girdikten sonra Revan'a ve Karabağ'a Ermeniler yetiştirilmeye başlanılmıştır.

Azerbaycan Türkleri 1918-1920'de Kafkasya kurultayını toplamış ve 28 Mayıs 1918'de de ulusal Azerbaycan devletini kurmuşlardır. Ancak 1920 de Kafkasya ötesi Sosyalist Sovyet Cumhuriyetlerine katılmak zorunda kalmış, 30 Eylül 1991 de SSCB çöküşüyle bağımsızlığını yeniden ilan etmiştir.

Azeriler Kafkasya bölgesinin en büyük Türk bölümünü oluşturmaktadır. Asya'da ve Kafkasya'daki Türk halklarının en okumuş ve kültürlüleridir. Bugüne kadar Kafkaslarda ulusal ve ırksal uyanışın merkezi hep Bakü olmuştur.


Bağımsızlığın Sonrasında Azarbeycan

1992 baharında Azeri-Ermenistan savaşındaki askeri başarısızlıklarının ardından Ayaz Muttalibov başkanlıktan istifasını verdi. Daha sonra Muttalibov demokratik seçimleri önlemek ve yeniden başkanlığa geri dönmek için bir takım entrikalar düzenlerken Azeri Ordusu Milli Halk Cephesi desteğinde Azeri Parlamentosu'na girdi. Ve Haziran 1992'de yapılan demokratik seçimlerde Ebulfez Elçibey Milli Halk Cephesi Başkanı olarak oyların %59'unu aldı. Türkiye ve Batı İttifakı yanlısı olan Elçibey, Azerbaycan'ı Rusya'dan uzaklaştıran bir politika izledi. Ancak genç bir ordu komutanı olan Surat Hüseyinov, Gence sehrinden çıkarak bir ihtilal gerçekleçtirdi ve Haydar Aliyev'i Nahçevan'dan Bakü'ye getirerek başkan ilan etti. Böylelikle Azerbaycan Cumhuriyeti'nin başkanlığına "Yüksek Sovyet" üyesi eski başkan Haydar Aliyev geri dönmüş oldu.


Karabağ Sorunu

Çarlık Rusyası Generali Sisyanov 1805 tarihinde, Çar'a gönderdiği raporda "Karabağ, coğrafi yeri bakımından Anadolu'nun, İran'ın ve Azerbaycan'ın kapısı sayılır" demek suretiyle, bölgenin stratejik önemini belirtmiş ve burada dengeyi kendi yararlarına çevirebilmek için Müslümanların arasına Hıristiyan unsurların (burada amaçlanan Ermenilerdir) yerleştirilmesini önermiştir. Bunun üzerine 1825-1826 yılları Gacar Yönetimi ile Çarlık Rusyası arasındaki savaş sırasında, Güneyden 18.000 Ermeni getirilerek Dağlık Karabağ'a iskan edilmiştir. Azerbaycan'ın ikiye bölünmesi sonucunu yaratan 1828 Türkmençay Antlaşmasından sonra ise, 8249 Ermeni ailesi tekrar Karabağ'a getirilmiştir. Ayrıca bu tür uygulamaların gittikçe hızını artırması üzerine, Osmanlı idaresinde bulunan bölgelerden getirilen Ermeniler, Karabağ'ın yanı sıra Kafkasya'nın değişik yerlerine de gönderilerek, bugünkü "huzursuzluk" için ortam yaratılmıştır. Rusların, yaklaşık iki yüzyıl önce uygulamaya koydukları "Ermenileri yerleştirme ve yayma" politikası, pratiğe dönüşmüş ve komşumuz da bu "enstrümanı" dilediği zaman ve şekilde kullanabilmektedir. Böylece bu durum, uzun vadeli politika üretmenin ne denli önemli olduğunu göstermesi açısından, dikkate değer niteliktedir. Ermenilerin zorlaması ve Rusların desteğiyle, Azerbaycan'ın doğal ve yasal sınırları içinde bulunan Nahçıvan'a Muhtar Cumhuriyet, Dağlık Karabağ'a da Muhtar Vilayet statüsü tanınmıştır. Bu suretle Ermeniler, zoraki oluşturulan, Muhtar Vilayet statüsünün arkasına sığınarak, burasının Ermeni toprağı olduğunu ve dolayısıyla Ermenistan'a bağlanması gerektiğini söyleyecek kadar ileri gitmişler ve özellikle Kızıl Ordu artıklarının da yardımıyla Azerbaycan topraklarını işgal etmeye başlamışlardır. Ermenilerin yaptıkları katliamlara ve bu arada özellikle Hocalı Kasabası'nı tümden yakmalarına rağmen, Birleşmiş Milletler ve Batılı büyük devletler ciddi bir tepki göstermemişlerdir. İnsanlık ayıbı olan zulüm karşısında evini, toprağını geride bırakarak canını kurtaran bir milyonu aşkın insan yıllardan beri göçebe konumundadır ve ağır koşullar altında yaşamını sürdürmektedir. (http://www.turan.tc/turk/azerbaycan/azerbaycan.html)

Azerbaycan’da Bağımsızlığın Diğer Adı
Ebulfeyz Elçibey'in Ardından...

Hayatını Azerbaycan’ın bağımsızlığına ve Türk Dünyası’nın birleşmesine adayan Ebulfeyz Elçibey’i geçtimiz yıl kaybettik. 22 Ağustos 2000 tarihinde Ankara'da ölen eski Azerbaycan Cumhurbaşkanı Elçibey, 1938 yılında Nahçıvan'ın Keleki kasabasında doğdu.

1970'li yıllarda, eski SSCB topraklarına dahil olan Azerbaycan'ın bağımsızlığı için mücadele etmeye başladı. 1976 yılında Sovyetler'e karşı propaganda yaptığı gerekçesiyle tutuklandı ve 1978 yılında şartlı olarak serbest bırakıldı.

Ebulfez Elçibey, 1988-1989 yıllarında Azerbaycan halkına bağımsızlık mücadelesi yolunda öncülük ederek, halkından büyük destek gördü. Elçibey, aktif siyasi hayatına 1989 yılında, Azerbaycan Halk Cephesi Partisi'nin (AHCP) başına geçerek başladı.

Azerbaycan, SSCB'nin 1990'da dağılmasının ardından 18 Ekim 1991 yılında bağımsızlığını resmen ilan etti. Ayaz Muttalibov'un kısa süren cumhurbaşkanlığının ardından, Ebulfez Elçibey 7 Haziran 1992'de bağımsız Azerbaycan Cumhuriyeti'nin ikinci Cumhurbaşkanı oldu. Elçibey, daha önce "Milli Kahramanlık Ödülü"nü verdiği Suret Hüseyinov'un Haziran 1993'te ayaklanmasından sonra Cumhurbaşkanlığı görevini terk ederek doğum yeri olan Keleki'ye döndü. Azerbaycan'ın eski Cumhurbaşkanı, 31 Ekim 1997'de Keleki'den Bakü'ye döndü ve AHCP'nin başında aktif siyasi hayatına devam etti. Elçibey, 1998 yılında yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerine, "demokratik ve adil olmadığı" gerekçesiyle boykot ederek katılmadı. (Zaman Gazetesi, 23 Ağustos 2000)

O dönemde Azerbaycan'da 5 Kasım'da yapılacak 2. dönem parlamento seçimlerine katılma kararı alan Elçibey, bağımsız Azerbaycan Cumhuriyeti'nin parlamentosuna girebilmek için ilk defa milletvekilliğine adaylığını koydu. Hayatı boyunca, Türk dünyasının birleşmesi ve kardeşliği için mücadele eden Elçibey, bu yönde 'Bütün Azerbaycan Yolunda' isimli bir kitap çıkardı.


Perspektif

Rusya’nın Kafkas Politikası ve Türkiye

Rusya’nın tarih boyunca izlediği yayılmacı politika başta Azerbaycan olmak üzere Kafkasya topraklarında yaşayan Müslüman halkı derinden etkilemiştir. Azerbaycan ve tüm Kafkasya toprakları özellikle de 19. yüzyıldan itibaren Rus yayılmacılığına maruz kalmıştır.

Rusların bilinçli ve zorunlu olarak uyguladıkları göç ve sürgün programları özünde bu topraklar üzerindeki potansiyel Müslüman birliğine engel olabilmek amacını taşıyordu. Çarlık rejiminin yönetimi altında yaşayan Müslüman halk ise her zaman kendisini Anadolu Müslümanlarına dolayısıyla Osmanlı’ya daha yakın hissetti.

Hem Türklerin adalet ve hoşgörü anlayışını yakından biliyor olmaları, hem de din birliğinin söz konusu olması Rus tebası altında yaşayan halkların sık sık Osmanlı’nın merhametine, adaletine ve nizamına sığınmalarına neden olmuştur. Osmanlı, tarihi boyunca her zaman Kafkas Türklerinin koruyuculuğunu üstlenmiş, Türk toplulukları ile olan tarihi ve kültürel bağını hiçbir zaman koparmamıştır. Nitekim Osmanlı arşivleri de bu durumu gözler önüne sermektedir. Osmanlı tebası iken anlaşma hükümlerine aykırı olarak Rus idaresine geçen Gürcistan halkının her iki yönetim hakkındaki kanaatlerini içeren belgelere Prof. İsmet Miroğlu çalışmalarında değinmiştir. Bu belgelerin her biri Türk adalet ve hoşgörüsünü aksettirmekle birlikte, bu topraklar üzerinde yaşayan milyonlarca Müslüman Türk’ün Türkiye ile olan tarihsel bağının da delili hükmündedir. Başbakanlık Arişivinde yer alan bu belgelerden birinde Gürcistan halkı Osmanlı’ya olan bağlılıklarını şöyle dile getirmektedirler:

"... Rusların baskısından kurtarılmamızı rica ediyoruz. Bu hareketinizle bütün Gürcistan halkının hayır duasını alacaksınız. Gürcistan halkının Osmanlı idaresinden uzaklaşarak Rusya’nın eline bırakılmamasını bilhassa niyaz ederiz. Biz bu zalimlerin takip ve tasallutlarına uğradık, vatanımızı terk ettik." (Başbakanlık Arşivi, Hatt-ı Hümayun, No 44615 T. 1814)

Görüldüğü gibi Kafkas halkları hep yüzleri Osmanlı’ya dönük bir ömür sürmüşlerdir. Her zaman için kendi topraklarını Devlet-i Ali’nin bir parçası olarak görmüşler, hem Türk, hem de Müslüman olmanın bilinciyle Osmanlı Sultanlarına bağlılıklarını her fırsatta dile getirmişlerdir. Osmanlı Sultanlarına yazdıkları mektuplarda Osmanlı’yı kendi topraklarına davet etmişler, resmen de Osmanlı topraklarının bir parçası olmayı kendileri teklif etmişlerdir. Yine bir Gürcü Meliki tarafından Osmanlı padişahına gönderilen bir mektup bu tarihi gerçeği göstermektedir:

"... Öteden beri Devlet-i Ali’nin bir kölesi ve tebaasıyım ve Gürcistan Osmanlı topraklarının bir parçasıdır. Bütün Gürcistan halkının Osmanlı Devleti’nin sayesinde sakin bir hayat sürdüğü de gün gibi ortadadır."

Gürcistan ileri gelenleri ve halkı tarafından gönderilen bir başka mektup ise şöyledir:

"On yıldır Ruslar hile ile memleketimize girdi. İleri gelenlerimizi aldattı... Çok şiddetli baskılar başladı. Çoluk çocuğumuza tasallut etti, yaşlılar ve yedi yaşında çocukların dışında kalanları Rusya’ya götürdü, halbuki Gürcistan altı yüz yıldır Osmanlı Devleti sayesinde asayişi düzgün bir ülke idi. Biz artık kesin kararımızı vermiş bulunuyoruz. Ya Rusları memleketimizden çıkaracak ya da bu ülkeyi baştan başa tahrip edeceğiz. Biz Devlet-i Ali’nin tebaasıyız. Osmanlı Devleti’ne sığınıyoruz." (Başbakanlık Arşivi, Hatt-ı Hümayun, No: 44615 i.ı, T. 1814)

O gün olduğu gibi bugün de Kafkaslar’da yaşayan halk doğrudan veya dolaylı olarak baskı ve şiddete maruz kalmakta, hatta pek çoğu sıcak savaşın içinde bağımsızlıklarını, kendi örf ve adetlerini koruyabilmek, dinlerini özgürce yaşayabilmek için canlarını vermektedirler. O gün olduğu gibi bugün de bu masum ve zavallı halk aleni bir zulme maruz kalmakta, kendilerine uzanacak bir yardım eli beklemektedir. Bu coğrafyada jeostratejik ve jeopolitik açıdan bu halklara tek yardım eli uzatabilecek ülke ise hiç şüphesiz Türkiye’dir. Bu ülkelerle hem din, hem dil birliğine sahip olan Türkiye geçmişiyle olduğu kadar bugün sahip olduğu çağdaş ve demokratik yönetimiyle de bu bölgede liderlik rolünü üstlenebilecek tek ülkedir. Üstelik bu, söz konusu ülkeler için olduğu kadar, Türkiye için de çok ciddi manada stratejik avantajlar içeren bir roldür. Çünkü Türkiye için burada söz konusu olan siyasi nüfuz alanı Kafkaslar’la sınırlı değildir. Sayıları 250 milyonu bulan dev Türk dünyası kendilerini tek bir birlik altında toplayacak bir lideri beklemektedir.

Ana Sayfa

Bu siteyi arkadaşlarınıza tavsiye etmek için tıklayınız - Sitemizdeki yeniliklerden haberdar olmak için tıklayınız - Diğer siteler

Bu site Harun Yahya'nın Eserlerinden Faydalanılarak Hazırlanmıştır.
© 2004 Harun Yahya. www.harunyahya.org
Bu sitede yayınlanan tüm materyali, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalayabilir ve çoğaltabilirsiniz.
danisma@turkdunyasi.org